Anneannem 1930’larda doğmuş. O dönemde kimse kız çocuklarını okula yollamıyorken piano, keman, İngilizce dersleri almış. Babası mimar, hem devlet memuru, Anıtkabir’in yapımında görev almış, hem geceleri proje çizerek ek gelir elde etmiş ve 4 çocuğunu okutmuş.  Fransızca bilen, çok iyi de dikiş diken bir babanın kızı benim anneannem. Çocukluğunda hem projelerin kopyalarını çıkartmada hem dikişte babasının çırağıymış. Annesi ise dünyanın en sevgi dolu  ve fedakar insanıymış, erken kaybetmiş.

Kitap okumaya aşık bir insan ama o zamanlar Türkçe’ye çevrilen kitap öyle az ki, ne bulursa okuyormuş. Bir dönem okuluna devam ederken, daha çok kitaba ulaşmak için kütüphanede görev almış, çalışmış. 5000 kitap okudum, Hint mitolojisinden, Yunan Mitolojisine der her zaman.

Erkenden kendine güvenin önemini keşfetmiş. Bu hayata geldim, bildiğim, inandığım doğrularımla yaşayacağım, kimseye hesap vermeyeceğim dediğinde 16 yaşındaymış.

Elinde tahta okul çantasıyla İsmet İnönü’nün atının peşinden koşmuş kendisini görebilmek için. O da yaverine emir vermiş, küçük kız çocuğunu atına alıp sevmiş. Yorulma artık, biz yolumuza sen de evine git demiş.

İşte böyle bir insan büyüttü bizleri.

Her zaman çocukları, ailesi hayatında en önemli şey oldu, onlar için her şeyi yaptı ve hep mutlu oldu. Mutluluğu ailesi için yaptığı fedakarlıklarda buldu. Çok şanslıyız tabi.

En çok üzüldüğü şey toplumdaki yozlaşma, aile bağlarının zayıflaması, sevgi ve saygının toplumda azalması ve eğitim seviyesinin ülke genelinde artırılamaması. Ahlakın bozulması ve bu durumun kanıksanması, kınanmaması O’nu çok rahatsız eden.

Benim idolüm, bu hayatta tanıdığım en güçlü ve en zeki insan benim anneannem.

Hayatta tüm üzüntüler, sevinçler bizler için. Başımıza gelmez sandığımız her şey başımıza geliyor. Yapmam dediğimiz şeyleri gün geliyor yapıyoruz. Bizi her şartta her koşulda destekleyen ise ailemiz ve aile gibi olduğumuz dostlarımız.

Zor zamanlarda bu bağlar öyle değerli ki. Sizi sarıp sarmalayan güzel insanlar en büyük hazineniz. Eğer maddi veya manevi zor bir dönemden geçtiğinizde sizi arayan, yanınızda olan bir aileniz ve dostlarınız varsa çok zenginsiniz. Böyle dönemlerinizde sizden kaçanları da not etmeyi unutmayın, çünkü zamanınız çok değerli.

Herkes farklı şekilde destek olabiliyor. Aile zaten koşulsuz şartsız yanınızda olan demek, ideali. Dostların ise belki bir sözüyle, bir davranışıyla, sabrıyla, sevgisiyle seni bu dünyada hafifleten, yüzünü güldüren. Kızsa da küsmeyen, küsse de terk edip gitmeyen. Uzun süreli ilişki kolay değil. Sevgi, sabır ve emek verilen her şey öyle güzel ki. Kolay olan kalıcı değil, sürdürülebilir değil.

Bu salgın dönemi de bugün itibariyle dünyada 14 ayını tamamladı. Güçlü ekonomilerde olmasa da bizim gibi ülkelerde ağır yaralar açtı. İnsanlar intihar etti, satacak maddi varlıkları tükendi, aileler eridi.

Türkiye’de aile bağları olmasa bu dönemi atlatamayacak kat ve kat insan olurdu. Çünkü devlet yoktu. Az zaman değil, 14 ay geçti. Belki işsiz, belki aşsız.  

Bu hayatta gerçek zenginliğin sevgi, insanın insana, insanın hayvana, insanın doğaya duyduğu sevgi olduğunu bir kez daha yazmak geldi içimden. ‘Ben’ diyenler gün gelir pişman, yerle yeksan olur. ‘Biz’ diyenler ise çoğalır, mutlu olur diyorum. Kalın sağlıcakla…